<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçe &#8211; Atlas SCC</title>
	<atom:link href="https://atlas-scc.com/tr/category/turkce/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://atlas-scc.com/tr/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Jan 2025 12:11:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>

<image>
	<url>https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/favicon.png</url>
	<title>Türkçe &#8211; Atlas SCC</title>
	<link>https://atlas-scc.com/tr/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Elektronik Atıklar Sessizce Büyüyen Bir Tehdit mi?</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/elektronik-atiklar-sessizce-buyuyen-bir-tehdit-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jan 2025 12:11:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=2000</guid>

					<description><![CDATA[Elektronik Atıklar Sessizce Büyüyen Bir Tehdit mi? Günümüzün hızla gelişen dijital çağında elektronik cihazlar hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Ancak bu cihazların sağladığı kolaylıklar, giderek artan bir sorun olan elektronik atık (e-atık) krizini de beraberinde getiriyor. Bu sorun, çevre ve insan sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturuyor. Tehlikeli atık sınıfında olan elektronik atıklar için uzun]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/1-2-1024x683.png" alt="" class="wp-image-2001" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/1-2-1024x683.png 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/1-2-300x200.png 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/1-2-768x512.png 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/1-2.png 1500w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Elektronik Atıklar Sessizce Büyüyen Bir Tehdit mi?</h2>



<p>Günümüzün hızla gelişen dijital çağında elektronik cihazlar hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Ancak bu cihazların sağladığı kolaylıklar, giderek artan bir sorun olan elektronik atık (e-atık) krizini de beraberinde getiriyor. Bu sorun, çevre ve insan sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturuyor. Tehlikeli atık sınıfında olan elektronik atıklar için uzun vadeli aksiyonlar oluşturulması gerekiyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading">E-Atık Nedir?</h4>



<p>E-atık, artık işlevini yitirmiş veya istenmeyen elektronik cihazlar ve ekipmanlar anlamına gelir. Bu kategori; buzdolabı ve mikrodalga gibi ev aletlerinden, akıllı telefon, dizüstü bilgisayar ve televizyon gibi kişisel cihazlara kadar geniş bir ürün yelpazesini kapsar. Teknolojinin hızlı gelişimiyle birlikte bu cihazların kullanım ömürleri kısalmakta ve dünya genelinde e-atık miktarı hızla artmaktadır. Elektronik atıklar, dünyada en hızlı artan atık sınıfı olarak kabul edilmektedir.</p>



<p>E-atıklar tehlike oluşturmanın yanı sıra bazı fırsatları da barındırır. Altın, gümüş, bakır ve paladyum gibi değerli materyalleri; pillerde kullanılan lityum ve kobalt gibi hayati elementleri içerir. Ancak kurşun, cıva, kadmiyum ve bromlu alev geciktiriciler gibi zararlı maddeler de barındırır. Bu maddelerin yanlış işlenmesi, insan sağlığı ve çevre üzerinde ciddi tahribat yaratabilir. Bu nedenle, e-atık yönetimi karmaşık ancak bir o kadar da hayati ve ekonomik bir konudur.</p>



<h4 class="wp-block-heading">E-Atık Üretimindeki Endişe Verici Artış</h4>



<p>2022 yılında dünya genelinde rekor düzeyde, 62 milyar kilogram e-atık üretildi. Bu, kişi başına yıllık ortalama 7.8 kilogram e-atık anlamına geliyor. 2010 yılında üretilen 34 milyar kilogram e-atıkla kıyasladığımızda, e-atık hacminin %82’lik bir artış gösterdiğini görüyoruz. Belgelendirilmiş resmi geri dönüşüm oranı da artış gösterse de (2010’da 8 milyar kilogramdan 2022’de 13.8 milyar kilograma), atıkların işlenmesi ve tekrar ekonomiye dahil olmaları yeterli düzeye ulaşmıyor. E-atık üretimi, resmi geri dönüşüm oranını neredeyse beş kat oranında geride bırakmış durumda.</p>



<p><strong>Peki e-atıklar neden bu kadar hızlı artıyor?</strong></p>



<ul>
<li>Kısa Ürün Ömürleri: Teknolojik gelişmeler ve ürünlerin kısa ömürlü olarak tasarlanmaları, cihazların hızla eskimesine neden oluyor.</li>



<li>Tüketici Davranışı: Elektronik ürünleri tamir opsiyonları sınırlı olduğu için yenisini satın alma eğilimi artıyor.</li>



<li>Ekonomik Erişilebilirlik: Cihazların daha uygun fiyatlı hale gelmesi, tüketim oranlarını artırıyor.</li>



<li>Artan Elektronifikasyon: Sağlık monitörlerinden enerji tasarrufu sağlayan ekipmanlara kadar bağlantılı cihazların yaygınlaşması, e-atık yükünü artırıyor.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading">Küresel Eşitsizlik</h4>



<p>E-atık dağılımı ciddi eşitsizlikleri de ortaya koyuyor. Zengin ülkeler en fazla e-atığı üreten yerler olmasına rağmen, bu atıkların büyük bir kısmı—çoğu zaman yasa dışı yollarla—gelişmekte olan ülkelere ihraç ediliyor. Bu bölgelerde yeterli altyapı bulunmadığından, e-atıklar ciddi çevre kirliliğine ve sağlık krizlerine yol açıyor. Bu dengesizliğin giderilmesi için daha sıkı uluslararası düzenlemelere ve daha adil çözümlere ihtiyaç var.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Yanlış Bertarafın Çevresel Sonuçları</h4>



<p>Elektronik cihazların yanlış şekilde bertaraf edilmesi, geniş çaplı çevresel sorunlara yol açıyor:</p>



<ul>
<li>Toprak Kirliliği: Kurşun ve kadmiyum gibi tehlikeli maddeler toprağa sızarak tarım yapılamaz hale getiriyor.</li>



<li>Su Kirliliği: Zehirli maddeler su sistemlerine sızarak su ekosistemlerini ve içme suyu kaynaklarını tehdit ediyor.</li>



<li>Hava Kirliliği: E-atıkların yakılması gibi gayri resmi geri dönüşüm uygulamaları, zehirli dumanlar ve sera gazları salarak iklim değişikliğine katkıda bulunuyor.</li>
</ul>



<p>Elektronik atıklar, modern yaşamın önemli bir sorunu haline gelirken çevresel ve toplumsal etkileri büyümeye devam ediyor. Bu sorunla başa çıkmak için bireylerin, şirketlerin ve hükümetlerin sürdürülebilir ürün tasarımı, geri dönüşüm altyapısı ve tamir kültürü gibi sürdürülebilir e-atık yönetimi çözümlerini teşvik etmesi gerekiyor. E-atıklar, sadece bir tehdit değil, aynı zamanda değerli materyallerin geri kazanılabileceği bir fırsat sunuyor. Bu nedenle, e-atık yönetimi konusunda acilen küresel bir bilinç ve kolektif bir çaba gerekiyor.</p>



<p>Kaynaklar</p>



<p>The Global E-Waste Monitor, 2024.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD)</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/kurumsal-surdurulebilirlik-ozen-yukumlulugu-direktifi-csddd/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jan 2025 07:30:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1991</guid>

					<description><![CDATA[Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD) Avrupa Birliği (AB), şirketlerin insan hakları ve çevre üzerindeki etkilerini daha sorumlu bir şekilde yönetmelerini sağlamak amacıyla Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi&#8217;ni (CSDDD) kabul etmiştir. Bu direktif, büyük ölçekli AB içi ve AB dışı şirketlere, operasyonlarında ve tedarik zincirlerinde insan haklarına saygı gösterme ve çevresel etkileri azaltma yükümlülükleri getirmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/michael-podger-jpgRztEuaV4-unsplash-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1992" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/michael-podger-jpgRztEuaV4-unsplash-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/michael-podger-jpgRztEuaV4-unsplash-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/michael-podger-jpgRztEuaV4-unsplash-768x512.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/michael-podger-jpgRztEuaV4-unsplash-1536x1024.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/michael-podger-jpgRztEuaV4-unsplash-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h4 class="wp-block-heading">Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD)</h4>



<p>Avrupa Birliği (AB), şirketlerin insan hakları ve çevre üzerindeki etkilerini daha sorumlu bir şekilde yönetmelerini sağlamak amacıyla Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi&#8217;ni (CSDDD) kabul etmiştir. Bu direktif, büyük ölçekli AB içi ve AB dışı şirketlere, operasyonlarında ve tedarik zincirlerinde insan haklarına saygı gösterme ve çevresel etkileri azaltma yükümlülükleri getirmektedir.</p>



<p>Bu kapsamda bir direktife gerek duyulmasının temel nedenleri, mevcut özen yükümlülüğü uygulamalarının sınırlı kapsamı ve yetersizliğiyle ilişkilidir. Şirketlerin yalnızca ilk kademe tedarikçileriyle sınırlı kalan uygulamaları, tedarik zincirlerinin daha derin katmanlarındaki insan hakları ve çevresel riskleri göz ardı etmektedir. Ayrıca, insan hakları ve çevreyle ilgili süreçlerin genellikle ayrı yürütülmesi, bütüncül bir yaklaşımı engellemektedir. Özen yükümlülüğü kapsamında kullanılan araçlar (sözleşme maddeleri, davranış kuralları, denetimler) yaygın olmakla birlikte, tedarik zincirlerinin alt seviyelerinde etkili bir kontrol mekanizması oluşturulamamıştır. Bu nedenle, Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD), şirketlerin tüm operasyonel seviyelerinde insan hakları ve çevresel etkileri dikkate alan daha kapsamlı ve etkili bir yaklaşımı zorunlu kılmayı amaçlamaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD) Nedir?</h4>



<p>CSDDD, şirketlerin faaliyet zincirlerinde insan hakları ve çevreye yönelik olumsuz etkileri belirlemelerini, önlemelerini ve bu konularda hesap verebilir olmalarını zorunlu kılan bir düzenlemedir. Bu direktif, şirketlerin sadece kendi operasyonlarını değil, aynı zamanda tedarik zincirlerindeki ortaklarının faaliyetlerini de kapsar. Amaç, AB genelinde sürdürülebilir ve sorumlu iş uygulamaları için tek tip bir standart oluşturmaktır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Kapsam ve Uygulama Süreci</h4>



<p>Direktif, 1.000&#8217;den fazla çalışanı olan ve yıllık net cirosu 450 milyon Euro&#8217;yu aşan büyük AB içi ve AB dışı şirketleri kapsamaktadır. Önceki taslaklarda daha düşük eşikler öngörülmüş olsa da, kapsam daraltılarak uygulama süresi uzatılmıştır. Bu sayede, direktifin kapsamına giren şirketlerin sayısı yaklaşık üçte iki oranında azaltılmıştır.</p>



<p>Direktifin yürürlüğe girmesinden itibaren, şirketlerin büyüklüklerine bağlı olarak uyum sağlamaları için kademeli bir geçiş süreci öngörülmüştür:</p>



<ul>
<li>2027&#8217;den itibaren 5000&#8217;den fazla çalışanı olan ve dünya genelinde 1500 milyon Euro üzerinde cirosu olan şirketler için geçerli olacaktır.</li>
</ul>



<ul>
<li>2028&#8217;den itibaren 3000&#8217;den fazla çalışanı olan ve dünya genelinde 900 milyon Euro üzerinde cirosu olan şirketler için geçerli olacaktır.</li>
</ul>



<ul>
<li>2029&#8217;dan itibaren Direktif kapsamındaki diğer tüm şirketler için (1000&#8217;den fazla çalışanı olan ve dünya genelinde 450 milyon Euro üzerinde cirosu olan şirketler dahil) geçerli olacaktır.</li>
</ul>



<p>Ayrıca, daha az çalışana sahip olup insan hakları ihlalleri bakımından riskli sektörlerde faaliyet gösteren şirketler de yükümlülük kapsamına alınabilecektir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Şirketlerin Yükümlülükleri</h4>



<p>CSDDD kapsamında şirketlerin temel yükümlülükleri şunlardır:</p>



<p><strong>Etki Değerlendirmesi:</strong> Şirketlerin, kendi operasyonları ve tedarik zincirlerindeki faaliyetlerin insan hakları ve çevre üzerindeki etkilerini düzenli olarak değerlendirmeleri, olumsuz etkileri tespit etmeleri ve bunları önlemek veya hafifletmek için gerekli önlemleri almaları gerekmektedir. Bu bağlamda, takip edecekleri adımlar şu şekilde sıralanabilir:</p>



<ol>
<li>Küresel olarak tüm tedarik zincirini haritalandırma</li>



<li>Tedarik zincirine yönelik risk değerlendirmesi</li>



<li>Önceliklendirilen risklerle ilgili değerlendirme, çözüm önerilerine yönelik sistem kurulması</li>



<li>Tüm paydaşlara yönelik şikayet mekanizması (greviance mechanism)</li>



<li>Şeffaflık, kamuya yönelik raporlama yapılması (ESRS, CSDDD, ..)</li>
</ol>



<p><strong>İklim Geçiş Planı: </strong>Paris Anlaşması doğrultusunda küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak ve 2050 yılına kadar sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmak amacıyla, şirketlerin iklim nötrlüğü hedefleri ve ara hedeflerle uyumlu stratejiler geliştirmeleri zorunlu kılınmıştır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Yaptırımlar ve Sorumluluklar</h4>



<p>Direktife uyulmaması durumunda şirketler çeşitli yaptırımlarla karşılaşabilir:</p>



<p><strong>Para Cezaları:</strong> Yükümlülüklere uymayan şirketler, küresel cirolarının %5&#8217;ine kadar para cezalarıyla karşılaşabilirler.</p>



<p><strong>Hukuki Sorumluluk: </strong>Şirketler, olumsuz insan hakları etkilerini önleyemedikleri veya hafifletemedikleri durumlarda tazminat sorumluluğuyla karşılaşabilirler. Bu sorumluluk, beş yıllık bir zamanaşımı süresine tabidir.</p>



<p><strong>Kamu İhalelerinden Dışlanma: </strong>AB üye devletleri, CSDDD uyumluluğunu kamu sözleşmelerinin ve imtiyazlarının verilmesinde bir etken olarak değerlendirebilirler.</p>



<p>CSDDD, Türkiye&#8217;deki şirketler için doğrudan bir bağlayıcılık taşımamakla birlikte, Avrupa Birliği ile yoğun ticaret yapan büyük şirketler için önemli bir yükümlülük haline gelecektir. AB pazarına erişimlerini sürdürmek isteyen Türk şirketleri, direktifin öngördüğü insan hakları ve çevre odaklı özen yükümlülüğü süreçlerini uygulamak ve raporlamak durumunda kalacaktır. Bu, yalnızca şirketlerin kendi operasyonlarını değil, aynı zamanda tedarik zincirindeki diğer işletmeleri de kapsayan bir denetim ve yönetim anlayışı geliştirmelerini zorunlu kılmaktadır. Türkiye&#8217;deki büyük şirketler, bu yükümlülüklere uyum sağlayarak hem AB pazarındaki rekabet avantajlarını koruyabilir hem de daha sürdürülebilir bir iş modeline geçiş yapabilirler.</p>



<p>Kaynaklar</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-1 wp-block-group-is-layout-flex">
<p>https://lnkd.in/eiUgsuqW</p>



<p>https://legal.com.tr/blog/ekonomi/avrupa-birliginin-kurumsal-surdurulebilirlik-durum-tespiti-direktifi-uzerine</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025 Sürdürülebilirlik ve İklim Trendleri</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/2025-surdurulebilirlik-ve-iklim-trendleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jan 2025 07:27:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1981</guid>

					<description><![CDATA[2025 Sürdürülebilirlik ve İklim Trendleri 2025 yılının, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği konularında hem fırsatlar hem de risklerle dolu bir dönem olacağı aşikar. Türkiye gibi iklim değişikliğinden yoğun şekilde etkilenen ülkeler için bu süreç, ekonomik, çevresel ve sosyal açıdan kritik adımların atılmasını gerektiriyor. Sizler için ülkemiz açısından önemli olduğunu düşündüğümüz &#160;2025 sürdürülebilirlik trendlerini derledik. İklim Gerçekleriyle]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-2-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1982" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-2-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-2-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-2-768x512.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-2-1536x1024.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-2-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">2025 Sürdürülebilirlik ve İklim Trendleri</h2>



<p>2025 yılının, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği konularında hem fırsatlar hem de risklerle dolu bir dönem olacağı aşikar. Türkiye gibi iklim değişikliğinden yoğun şekilde etkilenen ülkeler için bu süreç, ekonomik, çevresel ve sosyal açıdan kritik adımların atılmasını gerektiriyor. Sizler için ülkemiz açısından önemli olduğunu düşündüğümüz &nbsp;2025 sürdürülebilirlik trendlerini derledik.</p>



<h4 class="wp-block-heading">İklim Gerçekleriyle Yüzleşme</h4>



<p>2024 yılında yaşanan aşırı hava olayları, iklim değişikliğinin somut etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu durum, yatırımcıların ve şirketlerin portföylerini iklim değişikliğine karşı dayanıklı hale getirmesinin aciliyetini artırıyor. Türkiye’de özellikle tarım, turizm ve altyapı sektörleri bu değişimlerden doğrudan etkileniyor. İklim dayanıklılığı stratejileri geliştirmek, Türkiye için artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiş durumda.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Yenilenebilir Enerji Yatırımlarının Artışı</h4>



<p>. Küresel enerji talebinin sürdürülebilir kaynaklardan karşılanması hedeflenirken, Türkiye’de güneş ve rüzgar enerjisi projelerine olan yatırımlar günden güne artıyor. Yenilenebilir enerji, sadece karbon emisyonlarını azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda enerji bağımsızlığını artırarak ekonomik fayda ve güvenilir enerjiye ulaşımı sağlayacaktır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Karbon Piyasalarında Yeni Dönem</h4>



<p>Artan kalite standartları ve uyum fırsatları, karbon piyasalarını yeniden gündeme taşıyor. Türkiye&#8217;nin 2025 yılında başlatmayı planladığı Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi, ülkenin iklim hedeflerine ulaşmasında ve uluslararası karbon piyasalarıyla entegrasyonunda önemli bir adım olacaktır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Uygulamaları</h4>



<p>Avrupa Birliği’nin Özen Yükümlülüğü düzenlemesi, Türk şirketlerini tedarik zincirlerinde çevresel ve sosyal sorumluluk kriterlerini benimsemeye zorluyor. Bu durum, Türk firmalarının uluslararası pazarlarda sürdürülebilirlik standartlarına uyum sağlaması açısından bir fırsat sunuyor. Sürdürülebilir tedarik zincirleri, uzun vadede hem çevresel hem de ekonomik kazançları beraberinde getirebilir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Sürdürülebilirlik Raporlaması ve Şeffaflık</h4>



<p>Şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) performanslarını raporlaması, yatırımcılar ve tüketiciler için giderek daha önemli hale geliyor. Türkiye’deki Sürdürülebilir Raporlama Standartları (TSRS), şirketlerin uluslararası standartlarla uyumlu raporlama yapmalarını destekliyor. Bu standartların etkin uygulanması, hem yerel sürdürülebilirlik hedeflerini hem de küresel rekabet gücünü güçlendirebilir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Su Yönetimi’nin Rolü</h4>



<p>Türkiye, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle su stresi yaşayan bölgeler arasında yer alıyor. Özellikle tarım ve sanayi sektörlerinde suyun verimli kullanımı, sürdürülebilirlik açısından kritik öneme sahip. Şirketlerin yenilikçi su yönetimi politikalarını benimsemesi, hem ekonomik riskleri azaltacak hem de çevresel sürdürülebilirliği destekleyecektir.</p>



<p>2025 yılı, Türkiye için iklim dayanıklılığından yenilenebilir enerjiye, karbon piyasalarından su yönetimine kadar geniş bir yelpazede değişim ve yenilik fırsatları sunuyor. Bu trendler, sadece çevresel sürdürülebilirliği artırmakla kalmayıp, ekonomik kalkınma ve uluslararası rekabette de avantaj sağlayacak. Sürdürülebilir bir geleceğe doğru birlikte adım atmak, hem şirketler hem de toplum için hayati önem taşıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AB Ormansızlaşma Yasası</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/ab-ormansizlasma-yasasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 08:09:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1971</guid>

					<description><![CDATA[AB Ormansızlaşma Yasası Avrupa Birliği (AB), küresel ormansızlaşmayı azaltmak ve biyoçeşitliliği korumak amacıyla 2023 yılında yeni bir düzenlemeyi yürürlüğe koydu: AB Ormansızlaşma Yasası (EUDR &#8211; EU Deforestation Regulation). Bu yasa, ormansızlaşmanın en önemli sebeplerinden biri olan tarım ve ormancılık ürünlerinin sürdürülebilir şekilde tedarik edilmesini amaçlıyor. Yasanın Kapsamı ve Amaçları Neler? AB Ormansızlaşma Yasası, küresel ormansızlaşmaya]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/aaron-blanco-tejedor-cib68PL89pA-unsplash-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1973" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/aaron-blanco-tejedor-cib68PL89pA-unsplash-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/aaron-blanco-tejedor-cib68PL89pA-unsplash-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/aaron-blanco-tejedor-cib68PL89pA-unsplash-768x512.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/aaron-blanco-tejedor-cib68PL89pA-unsplash-1536x1024.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/aaron-blanco-tejedor-cib68PL89pA-unsplash-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">AB Ormansızlaşma Yasası</h2>



<p>Avrupa Birliği (AB), küresel ormansızlaşmayı azaltmak ve biyoçeşitliliği korumak amacıyla 2023 yılında yeni bir düzenlemeyi yürürlüğe koydu: AB Ormansızlaşma Yasası (EUDR &#8211; EU Deforestation Regulation). Bu yasa, ormansızlaşmanın en önemli sebeplerinden biri olan tarım ve ormancılık ürünlerinin sürdürülebilir şekilde tedarik edilmesini amaçlıyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Yasanın Kapsamı ve Amaçları Neler?</h4>



<p>AB Ormansızlaşma Yasası, küresel ormansızlaşmaya katkıda bulunan ürünlerin AB pazarına girişini sınırlayarak çevresel etkileri azaltmayı amaçlıyor. Düzenlemenin temel hedefi, yasa kapsamındaki ürünlerin üretimi sırasında ormansızlaşmaya neden olunmadığını ve bu ürünlerin yasal olarak tedarik edildiğini garanti altına almak. Bu şekilde AB, tüketim alışkanlıklarının ekolojik etkisini azaltmayı ve daha sürdürülebilir bir küresel tedarik zinciri oluşturmayı hedefliyor.</p>



<p>İstatistikler, AB’nin küresel ormansızlaşmaya önemli ölçüde katkıda bulunduğunu gösteriyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre, AB’nin soya, palmiye yağı, kahve, kakao ve sığır eti gibi ürünlerin ithalatı, küresel ormansızlaşmanın yaklaşık %10’una neden oluyor. Özellikle Brezilya Amazonları ve Güneydoğu Asya yağmur ormanları gibi hassas ekosistemler, bu ticari talepten büyük ölçüde etkileniyor.</p>



<p>Örneğin, 2005-2017 arasında Avrupa&#8217;nın orman kaybına en çok katkı sağladığı ürünler arasında soya ve palmiye yağı ilk sıralarda yer aldı. WWF’ye göre, sadece soya üretimi için yılda yaklaşık 13 milyon hektar orman yok ediliyor. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), son 30 yılda dünya genelinde 420 milyon hektar ormanlık alanın yok olduğunu bildiriyor. Bu da ormansızlaşmaya karşı küresel ölçekte sert düzenlemelerin gerekliliğini ortaya koyuyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Hangi Sektörleri İlgilendiriyor?</h4>



<p>Yasa, tarım, gıda, tekstil ve mobilya gibi birçok sektörü doğrudan etkiliyor. Özellikle aşağıdaki ürün kategorileri kapsam dahilinde:</p>



<ul>
<li>Tarım Ürünleri: Soya, palmiye yağı, kakao, kahve ve kauçuk.</li>



<li>Orman Ürünleri: Kereste, kağıt, mobilya.</li>



<li>Hayvansal Ürünler: Sığır eti ve bu hayvanlardan elde edilen yan ürünler.</li>
</ul>



<p>Ayrıca, bu ürünleri içeren türev ürünler de kapsam dahilinde. Örneğin, çikolata, deri ürünleri veya palmiye yağı içeren kozmetikler gibi.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Ne Zaman Yürürlüğe Girdi?</h4>



<p>AB Ormansızlaşma Yasası, 29 Haziran 2023 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından onaylandı ve 2024’te tam anlamıyla uygulanmaya başlanması planlanıyordu. Ancak, uygulama süreci beklenenden uzun sürdüğü için, Avrupa Parlamentosu, yasanın yürürlüğe girme tarihini büyük şirketler için 2025 Aralık ayına ve küçük şirketler için 2026 ortasına ertelenmesine karar verdi. Bu değişiklik, şirketlere tedarik zincirlerini daha sürdürülebilir hale getirmek ve yasal uyum süreçlerini tamamlamak için ek süre tanıyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik özel düzenlemeler de yasa kapsamında yer alıyor. Yasanın tam olarak uygulanacağı tarih yaklaştıkça, ilgili sektörlerde hazırlık çalışmalarının hız kazanacağı öngörülüyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Şirketlerin Alması Gereken Aksiyonlar Neler?</h4>



<p>AB Ormansızlaşma Yasası, şirketlere tedarik zincirlerinin her aşamasını sürdürülebilir ve şeffaf hale getirme sorumluluğu yüklüyor. Bu kapsamda, yasa gerekliliklerini karşılamak ve AB pazarında faaliyetlerini sürdürebilmek için işletmelerin birçok stratejik adım atması gerekiyor:</p>



<ul>
<li>Tedarik Zinciri İzlenebilirliği: Şirketler, tedarik zincirlerinin her aşamasını izleyebilir hale gelmeli ve ürünlerin menşeini kanıtlamalıdır.</li>



<li>Risk Değerlendirmesi: Üretim ve tedarik süreçlerinde ormansızlaşma riski değerlendirmeleri yapılmalıdır.</li>



<li>Uyum Denetimleri: Bağımsız denetçiler tarafından periyodik incelemeler ve sertifikasyon süreçleri yürütülmesi önemlidir.</li>



<li>Veri Paylaşımı ve Şeffaflık: AB düzenleyici kurumlarına düzenli raporlama yapılmalı ve tüketicilere açık bilgilendirme sağlanmalıdır.</li>



<li>Yasal Uyum Planı: Şirketler, uygunluk belgeleri ve sürdürülebilirlik sertifikaları sunarak yasal yükümlülüklerini yerine getirmelidir.</li>
</ul>



<p>AB Ormansızlaşma Yasası, çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada önemli bir kilometre taşı olarak görülüyor. Tedarik zincirinde şeffaflık, izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik standartlarının sağlanması, küresel orman kaybını azaltmak için hayati önem taşıyor. Yasa, şirketler için uyum sürecini zorlu hale getirse de, sürdürülebilirlik odaklı işletmeler için uzun vadede rekabet avantajı yaratabilir.</p>



<p>Referanslar</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-2 wp-block-group-is-layout-flex">
<p>Avrupa Parlamentosu Resmi Web Sitesi (European Parliament)</p>



<p>https://environment.ec.europa.eu/topics/forests/deforestation/regulation-deforestation-free-products_en</p>



<p>Euronews: AB ormansızlaşmayla mücadele yasası 2025 Aralık&#8217;a ertelendi</p>



<p>https://tr.euronews.com/my-europe/2024/12/04/ab-ormansizlasmayla-mucadele-yasasi-2025-aralika-ertelendi</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enerji Güvenliği ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Geçişin Önemi</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/enerji-guvenligi-ve-yenilenebilir-enerji-kaynaklarina-gecisin-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Oct 2024 14:21:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1963</guid>

					<description><![CDATA[Enerji Güvenliği ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Geçişin Önemi Enerji güvenliği, günümüzün hızla değişen küresel enerji ortamında kritik bir odak noktası haline gelmiştir. Enerji güvenliği, enerji kaynaklarının kesintisiz ve uygun fiyatlarla erişilebilir olmasını ifade eder. Son yıllarda, talep artışı, jeopolitik istikrarsızlık ve piyasa aksaklıkları nedeniyle enerji arzının güvenliği büyük önem kazanmıştır. Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/jason-mavrommatis-kufsOr1-F-s-unsplash-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1964" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/jason-mavrommatis-kufsOr1-F-s-unsplash-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/jason-mavrommatis-kufsOr1-F-s-unsplash-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/jason-mavrommatis-kufsOr1-F-s-unsplash-768x512.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/jason-mavrommatis-kufsOr1-F-s-unsplash-1536x1024.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/jason-mavrommatis-kufsOr1-F-s-unsplash-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Enerji Güvenliği ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Geçişin Önemi</h2>



<p>Enerji güvenliği, günümüzün hızla değişen küresel enerji ortamında kritik bir odak noktası haline gelmiştir. Enerji güvenliği, enerji kaynaklarının kesintisiz ve uygun fiyatlarla erişilebilir olmasını ifade eder. Son yıllarda, talep artışı, jeopolitik istikrarsızlık ve piyasa aksaklıkları nedeniyle enerji arzının güvenliği büyük önem kazanmıştır. Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş ise, uzun vadeli istikrarı sağlamak için önemli bir çözüm olarak öne çıkmaktadır.</p>



<p>Fosil Yakıtların Enerji Güvenliğindeki Rolü Tarihi olarak fosil yakıtlar—kömür, petrol ve doğalgaz—dünyanın enerji ihtiyacını karşılayan başlıca kaynaklar olmuştur. Ancak bu kaynakların arzı genellikle jeopolitik risklerle ilişkilidir. Örneğin, Avrupa’nın Rus doğalgazına bağımlılığı, Ukrayna ile olan siyasi çatışmalar sırasında büyük riskler ortaya çıkarmış ve enerji arzında ciddi kesintilere neden olmuştur. 2021 yılında Avrupa Birliği, doğalgazının %40’ını Rusya&#8217;dan ithal ediyordu, bu da enerji güvenliği konusunda endişelere yol açtı.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Yenilenebilir Enerjiye Geçiş</h4>



<p>Yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgar, hidroelektrik) enerji güvenliği ile ilgili kırılganlıkları azaltan bir çözüm sunmaktadır. Bu kaynaklara geçiş, jeopolitik olarak istikrarsız bölgelerden bağımsızlığı artırır ve daha temiz, sürdürülebilir bir enerji arzı sağlar.</p>



<p>Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, küresel yenilenebilir enerji yatırımları önemli ölçüde artması ve 2050 yılına kadar elektrik üretiminin %90&#8217;ının yenilenebilir kaynaklardan sağlanması bekleniyor. Ayrıca, elektrikli araçların payının da hızla arttığı gözlemlenmektedir. 2019 yılında satılan araçların sadece %2’si elektrikli iken, 2022&#8217;de bu oran %10’a yükselmiştir ve bu trendin 2025 yılına kadar petrol talebini zirveye çıkarıp düşüşe geçireceği öngörülmektedir.</p>



<p>Yenilenebilir enerjiye geçiş, enerji güvenliğini güçlendirmenin yanı sıra ekonomik büyümeyi de teşvik etmektedir. 2022 yılında petrol ve gaz şirketleri rekor düzeyde 4 trilyon dolar kazandı ve bu karın önemli bir kısmı temiz enerji projelerine yönlendirilmektedir. Bu stratejik değişim, hem çevresel politikalar hem de yenilenebilir enerjinin uzun vadede maliyet tasarrufu ve istikrar sağlaması nedeniyle tercih edilmektedir.</p>



<p>Özetlememiz gerekirse,</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-3 wp-block-group-is-layout-flex">
<ul>
<li>Yenilenebilir enerji kapasitesi: 2050 yılına kadar elektrik üretiminin %90&#8217;ı yenilenebilir kaynaklardan sağlanacak.</li>



<li>Elektrikli araç satışları: 2022 yılında satılan araçların %10&#8217;u elektrikli iken, bu oran 2019’da %2&#8217;ydi.</li>



<li>Temiz enerji yatırımları: Petrol ve gaz sektörünün 2022&#8217;de elde ettiği 4 trilyon dolarlık karın bir kısmı yenilenebilir enerji projelerine yönlendiriliyor.</li>
</ul>
</div>



<p>Dünyanın yenilenebilir enerjiye geçişi, çevresel koruma sağlamanın ötesine geçmektedir. Yenilenebilir kaynaklar, siyasi olarak istikrarsız bölgelerden bağımsızlığı artırarak tedarik zincirlerini çeşitlendirir. Küresel enerji krizleri ve artan talep karşısında, yenilenebilir enerji, gelecekte istikrarı sağlayacak ekonomik olarak sürdürülebilir bir çözümdür.</p>



<p>Kaynaklar</p>



<p>Fatih Birol: Küresel enerji krizi ve yenilenebilir enerji yatırımları hakkında açıklamalar (https://www.bloomberght.com/uluslararasi-enerji-ajansi-baskani-kuresel-enerji-kriziyle-yeni-fosil-yakit-yatirimlari-daha-buyuk-r-2308448)</p>



<p>IEA raporları ve yenilenebilir enerjiye geçişin enerji güvenliği üzerindeki etkileri (https://gazeteoksijen.com/ekonomi/iicec-baskani-birol-gunes-enerjisine-ilgi-artiyor-209107)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsiyet Eşitliği Çerçevesinde Sosyal ve Ekonomik Faydalar</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/cinsiyet-esitligi-cercevesinde-sosyal-ve-ekonomik-faydalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2024 08:54:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1939</guid>

					<description><![CDATA[Cinsiyet Eşitliği Çerçevesinde Sosyal ve Ekonomik Faydalar Nilgün Aytekin // 06.10.2024 Cinsiyet eşitliği, bireylerin cinsiyetlerine dayalı olarak ayrımcılığa maruz kalmadan, eşit hak ve fırsatlara sahip olmasını ifade eder. Bu kavram, kadınlar ve erkekler arasında ekonomik, sosyal, politik ve kültürel alanlarda eşitliğin sağlanmasını hedefler. Cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet rollerinin ve kalıplarının aşılması, kadınların ve erkeklerin potansiyellerini]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/cowomen-pd5FVvQ9-aY-unsplash-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1940" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/cowomen-pd5FVvQ9-aY-unsplash-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/cowomen-pd5FVvQ9-aY-unsplash-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/cowomen-pd5FVvQ9-aY-unsplash-768x512.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/cowomen-pd5FVvQ9-aY-unsplash-1536x1024.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/cowomen-pd5FVvQ9-aY-unsplash-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Cinsiyet Eşitliği Çerçevesinde Sosyal ve Ekonomik Faydalar</h2>



<p>Nilgün Aytekin // 06.10.2024</p>



<p>Cinsiyet eşitliği, bireylerin cinsiyetlerine dayalı olarak ayrımcılığa maruz kalmadan, eşit hak ve fırsatlara sahip olmasını ifade eder. Bu kavram, kadınlar ve erkekler arasında ekonomik, sosyal, politik ve kültürel alanlarda eşitliğin sağlanmasını hedefler. Cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet rollerinin ve kalıplarının aşılması, kadınların ve erkeklerin potansiyellerini en üst düzeye çıkarabilmesi için gereken koşulların oluşturulması anlamına gelir.</p>



<p>Cinsiyet eşitliği, sadece toplumsal adalet meselesi değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve sürdürülebilir kalkınma için kritik bir faktördür. Birleşmiş Milletler’in (BM) verilerine göre, dünya genelinde kadınların iş gücüne katılımı, erkeklerin katılım oranlarının %27 altında kalmaktadır. Bu durum, sadece kadınların yaşam standartlarını değil, aynı zamanda ekonomik büyümeyi de olumsuz etkilemektedir. Kadınların iş gücüne katılımı arttığında, küresel GSYH’nin %28 oranında artabileceği tahmin edilmektedir. Bu veriler, cinsiyet eşitliğinin ekonomik kalkınma üzerindeki büyük etkisinin en önemli göstergesidir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) Listesindeki Cinsiyet Eşitliği</h4>



<p>Cinsiyet eşitliği, SKA&#8217;nın 5. maddesi olarak belirlenmiştir. SKA 5 &#8220;Cinsiyet Eşitliği&#8221; başlığı altında, tüm kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ve eşit haklar ile fırsatlara erişimlerinin sağlanması hedeflenir. 5 numaralı amacın önemi şu maddelerle özetlenebilir:</p>



<ul>
<li>Eşit Haklar: SKA 5, kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olmasını sağlamak amacıyla, ayrımcılığa son verilmesini ve eşit erişim imkanlarının oluşturulmasını teşvik eder.</li>



<li>Ekonomik Kalkınma: Cinsiyet eşitliği, ekonomik büyümeye büyük katkı sağlar. Kadınların iş gücüne katılımının artması, ailelerin ve toplumların ekonomik durumunu iyileştirir.</li>



<li>Toplumsal Adalet: Cinsiyet eşitliği sağlandığında, toplumsal adalet artar. Kadınlar, karar alma süreçlerinde daha fazla yer aldığında, toplumsal sorunlara daha kapsayıcı ve etkili çözümler üretilir.</li>



<li>Sağlık ve Eğitim: SKA 5, kadınların sağlık hizmetlerine erişimini ve eğitim olanaklarını artırmayı hedefler. Eğitimli kadınlar, toplumlarının gelişiminde daha aktif rol oynarlar ve gelecek nesillerin eğitimine katkıda bulunurlar.</li>



<li>Sürdürülebilir Kalkınma: Cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınmanın temel taşlarından biridir. Kadınların liderlik pozisyonlarında bulunması, çevresel sürdürülebilirlik ile ilgili karar alma süreçlerini olumlu etkiler.</li>
</ul>



<p></p>



<h4 class="wp-block-heading">Eğitim, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Üzerindeki Etkisi</h4>



<p>Cinsiyet eşitliğinin sağlanması, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler gibi alanlarda da önemli faydalar sağlar. Eğitimdeki eşitsizlik, kadınların iş gücüne katılımını doğrudan etkiler. Örneğin, 2018 yılında dünya genelinde kadınların yalnızca %50&#8217;sinin yükseköğrenim diplomasına sahip olduğu görülmüştür. Eğitimli kadınlar, daha yüksek gelir elde etme potansiyeline sahip olup, bu durum ailelerin ve toplulukların ekonomik durumunu iyileştirir. Ayrıca, eğitimli kadınlar, çocuklarına daha iyi eğitim ve sağlık hizmetleri sunarak, gelecekteki nesillerin de daha sağlıklı ve eğitimli olmasını sağlar.</p>



<h4 class="wp-block-heading">İş Dünyasında Cinsiyet Eşitliği</h4>



<p>İş dünyasında, cinsiyet eşitliğinin sağlanması, işletmelere de büyük faydalar sunar. Çeşitlilik, yenilikçiliği artırır ve farklı bakış açıları, sorunları çözme yeteneğini geliştirir. UNDP tarafından yayınlanan Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Şirket ve Kurumlar için Rehber dökümanında, cinsiyet eşitliği sağlanan şirketlerin finansal performansı, eşitlik sağlanmamış şirketlere göre %15 daha yüksek olacağı belirtilmektedir. Çalışanların cinsiyet eşitliği ile ilgili duyarlılıkları arttıkça, şirketler daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşma potansiyeline sahip olur. Ayrıca, kadınların iş gücündeki eşit temsili, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığı azaltır ve bu da toplumda daha fazla sosyal adalet sağlar.</p>



<p>Sonuç olarak, cinsiyet eşitliği sadece bir sosyal hedef değil, aynı zamanda ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir bir geleceğin temel taşıdır. Cinsiyet eşitliğini sağlamak için atılacak adımlar, sadece kadınların değil, tüm toplumların daha güçlü ve sürdürülebilir bir geleceğe ulaşmalarını mümkün kılacaktır. Cinsiyet eşitliği mücadelesine destek vermek, hepimizin sorumluluğudur ve bu yolda atılan her adım, daha adil bir dünya için önemlidir.</p>



<p>Kaynaklar</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-4 wp-block-group-is-layout-flex">
<p>Weps Gap Analysis. (n.d.). Case for Gender Equality. Retrieved from weps-gapanalysis.org</p>



<p>Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Şirket ve Kurumlar İçin Rehber (Suriye Krizine Yanıt olarak Türkiye’de Dayanıklılık Projesi), UNDP. Retrieved from undp.org</p>



<p>United Nations. (2020). Gender Equality: A Key to Sustainable Development. Retrieved from un.org</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Hakkında Kısa Bilgilendirme</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/sinirda-karbon-duzenleme-mekanizmasi-skdm-hakkinda-kisa-bilgilendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Oct 2024 10:03:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1931</guid>

					<description><![CDATA[Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Hakkında Kısa Bilgilendirme Nilgün Aytekin // 04.10.2024 Avrupa Birliği (AB), iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla belirlediği 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefine yönelik son yıllarda önemli adımlar atıyor. Bu kapsamda kabul edilen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), 10 Mayıs 2023 tarihinde AB’nin karbon emisyonlarını sınırlandırma politikalarının bir parçası olarak yürürlüğe]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/mark-konig-WIxAt-XyXO0-unsplash-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1932" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/mark-konig-WIxAt-XyXO0-unsplash-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/mark-konig-WIxAt-XyXO0-unsplash-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/mark-konig-WIxAt-XyXO0-unsplash-768x512.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/mark-konig-WIxAt-XyXO0-unsplash-1536x1025.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/mark-konig-WIxAt-XyXO0-unsplash-2048x1366.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Hakkında Kısa Bilgilendirme</h2>



<p>Nilgün Aytekin // 04.10.2024</p>



<p>Avrupa Birliği (AB), iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla belirlediği 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefine yönelik son yıllarda önemli adımlar atıyor. Bu kapsamda kabul edilen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), 10 Mayıs 2023 tarihinde AB’nin karbon emisyonlarını sınırlandırma politikalarının bir parçası olarak yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme, üretimin karbon emisyonlarını sınırlandırmayan ülkelere kaymasını engelleyerek karbon sızıntısını önlemek ve AB dışındaki üreticileri emisyonlarını azaltmaya teşvik ederek küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlamayı hedeflemektedir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">SKDM Nedir?</h4>



<p>SKDM, AB&#8217;ye ithal edilen karbon yoğun sektörlerdeki ürünlerin üretim sürecinde ortaya çıkan emisyonlar için bir ücretlendirme mekanizması getiren bir sistemdir. AB sınırları içindeki üreticiler, karbon emisyonları için zaten bir bedel öderken, ithalatçılar bu maliyetten muaf tutulmaktaydı. SKDM, ithalat ve yerli üretim arasındaki bu dengesizliği ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.</p>



<p>İlk aşamada SKDM, karbon yoğun sektörlerdeki ithalatı hedef almaktadır. Etki alanındaki sektörler şunlardır:</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-5 wp-block-group-is-layout-flex">
<p>Çelik</p>



<p>Alüminyum</p>



<p>Çimento</p>



<p>Gübre</p>



<p>Elektrik üretimi</p>



<p>Hidrojen üretimi</p>
</div>



<p>Bu sektörlerde faaliyet gösteren firmalar, ürünlerinin karbon ayak izini raporlamakla yükümlü olacaktır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Geçiş Süreci Bize Ne Söylüyor?</h4>



<p>SKDM, tam olarak uygulanmadan önce şu an içerisinde bulunduğumuz 1 Ekim 2023 &#8211; 31 Aralık 2025 tarihlerini kapsayan bir geçiş sürecinin devreye alınması kararlaştırıldı. Bu dönemde, ithalatçılar yalnızca karbon emisyonlarını raporlayacak ancak herhangi bir mali yükümlülük üstlenmeyeceklerdir. Seçili sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin uyum sağlamasını hedefleyen bu süreç, sistemin nasıl işlediğini anlamak ve tam uygulamaya hazırlık yapmak için kullanılacaktır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">SKDM Nasıl İşleyecek?</h4>



<p>İthal edilen ürünlerin karbon emisyonlarına bir ücretlendirme sistemi getirmeyi hedefleyen mekanizma şu adımları içeriyor:</p>



<p>SKDM Raporlaması: İthalatçılar, ithal ettikleri ürünlerin üretiminde ortaya çıkan karbon emisyonlarını SKDM mevzuatları kapsamında yayınlanan yönergelere göre raporlamak zorundadır.</p>



<p>Mali Yükümlülükler: Geçiş dönemi bittikten sonra, ithalatçılar ürünlerindeki karbon emisyonları için AB ETS kapsamındaki karbon fiyatına göre ücret ödeyecektir.</p>



<p>SKDM&#8217;ye uyum sağlamak için Türkiye&#8217;deki firmalar, özellikle çelik, alüminyum ve çimento gibi sektörlerde, karbon ayak izlerini doğru şekilde hesaplamalı ve karbon emisyonlarını düşürmeye yönelik stratejiler geliştirmelidir. Bu süreçlere uyum sağlamak, AB pazarında rekabet avantajını korumak açısından kritik öneme sahiptir. Çevre dostu üretim yapan firmalar, bu yeni ticaret dinamiklerinde önemli fırsatlar yakalayabilirler. Türkiye’deki şirketler, üretim süreçlerini optimize ederek karbon emisyonlarını azaltabilir ve bu sayede AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilirler.</p>



<p>Kaynaklar:</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-6 wp-block-group-is-layout-flex">
<p>European Commission. (2023). Proposal for a Carbon Border Adjustment Mechanism. Retrieved from https://ec.europa.eu</p>



<p>European Union. (2023). EU Regulation 2023/956 on the Carbon Border Adjustment Mechanism</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paydaş Kapitalizmi ve Sürdürülebilirlik</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/paydas-kapitalizmi-ve-surdurulebilirlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2024 09:20:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1914</guid>

					<description><![CDATA[Paydaş Kapitalizmi ve Sürdürülebilirlik Nilgün Aytekin // 30.09.2024 Paydaş kapitalizmi, işletmelerin sadece hissedarların kârını maksimize etmekle kalmayıp, aynı zamanda çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler, toplum ve çevre gibi tüm paydaşların çıkarlarını gözetmesi gerektiğini savunan bir iş modeli anlayışıdır. Bu kavram, Milton Friedman&#8217;ın hissedar kapitalizmine dayanan &#8220;şirketlerin tek amacı kâr etmektir&#8221; görüşüne bir tepki olarak doğmuş ve 1970&#8217;lerden]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/stakeholders-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1923" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/stakeholders-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/stakeholders-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/stakeholders-768x512.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/stakeholders-1536x1024.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/stakeholders-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Paydaş Kapitalizmi ve Sürdürülebilirlik</h2>



<p>Nilgün Aytekin // 30.09.2024</p>



<p>Paydaş kapitalizmi, işletmelerin sadece hissedarların kârını maksimize etmekle kalmayıp, aynı zamanda çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler, toplum ve çevre gibi tüm paydaşların çıkarlarını gözetmesi gerektiğini savunan bir iş modeli anlayışıdır. Bu kavram, Milton Friedman&#8217;ın hissedar kapitalizmine dayanan &#8220;şirketlerin tek amacı kâr etmektir&#8221; görüşüne bir tepki olarak doğmuş ve 1970&#8217;lerden bu yana iş dünyasında giderek daha fazla benimsenmiştir. Özellikle 2019 yılında, 181 CEO&#8217;nun bir araya geldiği Business Roundtable’ın yayımladığı manifesto ile bu anlayış küresel çapta ivme kazanmıştır. Bu manifestoda, işletmelerin uzun vadeli başarı için tüm paydaşlarına karşı sorumluluk taşımaları gerektiği vurgulanmıştır.</p>



<p>Paydaş kapitalizmi, sürdürülebilirlik kavramı ile doğrudan ilişkilidir. Şirketlerin çevresel ve toplumsal etkilerini göz önünde bulundurması, sadece ekonomik çıkarlar değil, aynı zamanda gezegenin korunması ve sosyal adalet gibi sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmayı da sağlar. Bu anlayış, şirketlerin sürdürülebilir iş modellerine geçiş yapmasını teşvik ederek iklim değişikliği, doğal kaynakların tükenmesi ve toplumsal eşitsizlik gibi global sorunlara çözüm arayışına katkıda bulunur.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Sürdürülebilirlik Çalışmalarında Paydaşların Rolü</h4>



<p>Günümüz iş dünyasında şirketlerin uzun vadeli başarısı, sadece kârlılık üzerine kurulu bir stratejiden çok daha fazlasını gerektiriyor. Paydaş odaklı bir yaklaşım benimseyen şirketler, hissedarların yanı sıra çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler, yerel toplum ve çevreyi de kapsayan geniş bir etki alanına sahip olduklarının farkında. Şirketlerin yalnızca kısa vadeli finansal hedeflere odaklanması, sosyal ve çevresel riskleri göz ardı etmelerine ve bu risklerin uzun vadede operasyonlarına zarar vermesine neden olabilir. Örneğin, iklim değişikliğine karşı yeterli önlem almayan bir şirket, doğal afetler, kaynak kıtlığı veya enerji maliyetlerindeki artış gibi dışsal faktörlerle karşılaştığında iş sürdürülebilirliğini tehlikeye atabilir. Paydaş odaklı bir yaklaşım ise hem şirketlerin itibarını güçlendirir hem de daha geniş bir destek ağı oluşturarak şirketlerin ekonomik, çevresel ve sosyal riskleri daha etkin yönetmelerini sağlar.</p>



<p>Sürdürülebilirlik çalışmalarında paydaşların rolü ise bu yaklaşımı daha da kritik hale getirir. Çalışanlar, daha sürdürülebilir iş süreçleri ve sosyal sorumluluk bilinci olan şirketlerde çalışmayı tercih ederken, tüketiciler de çevreye duyarlı ürün ve hizmetler talep ediyor. Yatırımcılar ise giderek artan bir şekilde çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine dayanan projelere yatırım yapmayı önceliklendiriyor. Şirketler, bu paydaşların ihtiyaç ve beklentilerini dikkate aldıklarında sadece sürdürülebilirlik alanında değil, aynı zamanda marka sadakati, çalışan bağlılığı ve yatırımcı güveni gibi alanlarda da önemli kazanımlar elde ediyorlar. Bu sayede hem daha dirençli bir iş modeli geliştiriyorlar hem de toplumun genel refahına katkı sağlıyorlar.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Paydaş Kapitalizmine yönelik Çabalarının Önündeki Engeller</h4>



<p>Paydaş kapitalizmi, sürdürülebilir kalkınma için kritik bir iş modeli olarak öne çıkıyor çünkü küresel sorunlarla başa çıkmak ve daha adil bir ekonomik sistem yaratmak için şirketlerin, yalnızca hissedarlarının değil, tüm paydaşlarının çıkarlarını gözetmesi gerekiyor. İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve sosyal eşitsizlik gibi sorunlar sadece hükümetlerin çözeceği problemler değil; iş dünyasının bu sorunların çözümünde aktif bir rol üstlenmesi ve toplumsal fayda sağlaması şart. Paydaş kapitalizmi, şirketlerin ekonomik büyümeyi teşvik ederken aynı zamanda çevresel ve toplumsal sürdürülebilirlik hedeflerini göz önünde bulundurarak hareket etmesini sağlıyor. Bu model, şirketlerin uzun vadede daha dirençli ve kapsayıcı olmasını destekleyerek sadece finansal performansa değil, topluma ve gezegene de katkıda bulunmalarını mümkün kılıyor.</p>



<p>Ancak, bu anlayışın benimsenmesi yolunda çeşitli engeller ve eleştiriler de var. Birçok şirket paydaş kapitalizmini benimseme yönünde taahhütler verse de, uygulamada yeterli ilerleme kaydedilmemesi yaygın bir sorun. Kısa vadeli kâr baskısı, regülasyonların yetersizliği ve yeşil badana gibi uygulamalar, gerçek değişimin önünde önemli engeller oluşturuyor. Ayrıca, ESG karşıtı hareketler ve bu konuların siyasallaşması, bazı şirketlerin cesur adımlar atmaktan çekinmesine neden oluyor. Tüm bu zorluklara rağmen, paydaş kapitalizmi modelinin sürdürülebilir kalkınma için vazgeçilmez olduğu gerçeği değişmiyor. Gelecekte başarılı olmak isteyen şirketler, bu engellere rağmen cesur adımlar atmalı, daha güçlü sürdürülebilirlik stratejileri geliştirerek topluma, çevreye ve ekonomiye bütüncül katkılar sağlamalıdır.</p>



<p>Sonuç olarak, paydaş kapitalizmi ve sürdürülebilirlik birbirini tamamlayan iki kritik iş modeli olarak karşımıza çıkıyor. Şirketlerin yalnızca finansal hedeflerle sınırlı kalmayıp, toplumsal ve çevresel sorumluluklarını yerine getirmesi, uzun vadeli başarı için kaçınılmaz hale geliyor. Bu yaklaşım, şirketlerin hem kendi operasyonel sürdürülebilirliklerini sağlamalarına hem de toplum genelinde daha adil ve yaşanabilir bir dünya yaratmalarına olanak tanır. Elbette, kısa vadeli kâr hedefleri ve regülasyonlardaki eksiklikler gibi zorluklar bu dönüşümün hızını kesebilir. Ancak, cesur liderlerin bu engellere rağmen sorumluluk alarak, toplumsal fayda yaratan çözümler üretmesi, iş dünyasının gelecekteki başarısı ve gezegenimizin sağlığı için hayati önem taşıyor. Paydaş kapitalizmi ve sürdürülebilirlik temelli iş modelleri, sadece bugünün değil, yarının da kazananları olacaktır.</p>



<p>Kaynaklar:</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-7 wp-block-group-is-layout-flex">
<p>Polman, P. &amp; Winston, A. (2024). Paydaş Kapitalizmi ve Sürdürülebilirlik Üzerine. Harvard Business Review Türkiye.</p>



<p>Paine, L. (2024). Stakeholder Capitalism: Moving Beyond Short-term Profits. Harvard Business School Working Paper.</p>



<p>Business Roundtable. (2019). Statement on the Purpose of a Corporation.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilir Ürünler İçin Ekotasarım Yönetmeliği</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/surdurulebilir-urunler-icin-ekotasarim-yonetmeligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Sep 2024 08:25:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1905</guid>

					<description><![CDATA[Sürdürülebilir Ürünler İçin Ekotasarım Yönetmeliği Nilgün Aytekin // 21.09.2024 Avrupa Birliği’nin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için önemli bir adım olan Sürdürülebilir Ürünler İçin Ekotasarım Yönetmeliği (ESPR) (AB) 2024/1781, 18 Temmuz 2024 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu yönetmelik, çevresel etkisi yüksek olan ürünlerin tasarım, üretim ve kullanım süreçlerinde daha sürdürülebilir hale getirilmesini amaçlıyor. ESPR, 2020 Döngüsel Ekonomi Eylem]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/zach-rowlandson-tkgmhNkRcjk-unsplash-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1906" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/zach-rowlandson-tkgmhNkRcjk-unsplash-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/zach-rowlandson-tkgmhNkRcjk-unsplash-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/zach-rowlandson-tkgmhNkRcjk-unsplash-768x512.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/zach-rowlandson-tkgmhNkRcjk-unsplash-1536x1024.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/zach-rowlandson-tkgmhNkRcjk-unsplash-2048x1365.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Sürdürülebilir Ürünler İçin Ekotasarım Yönetmeliği</h2>



<p>Nilgün Aytekin // 21.09.2024</p>



<p>Avrupa Birliği’nin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için önemli bir adım olan Sürdürülebilir Ürünler İçin Ekotasarım Yönetmeliği (ESPR) (AB) 2024/1781, 18 Temmuz 2024 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu yönetmelik, çevresel etkisi yüksek olan ürünlerin tasarım, üretim ve kullanım süreçlerinde daha sürdürülebilir hale getirilmesini amaçlıyor. ESPR, 2020 Döngüsel Ekonomi Eylem Planı&#8217;nın temel taşlarından biri olarak, malzeme kullanımının döngüselliğini ve enerji verimliliğini artırarak AB&#8217;nin 2030 yılına kadar ulaşmayı amaçladığı iklim hedeflerine ulaşmasını destekleyecek.</p>



<h4 class="wp-block-heading">ESPR&#8217;nin İçeriği Nedir?</h4>



<p>ESPR, Avrupa pazarında yer alan neredeyse tüm fiziksel ürün kategorileri için ekotasarım gereksinimlerini belirliyor. Bu gereksinimler, ürünlerin çevresel etkilerini en aza indirmek için tasarlanmış bir dizi kuralı içeriyor. Yönetmelik, ürünlerin enerji verimliliğini artırmayı, malzeme kullanımındaki döngüselliği iyileştirmeyi ve zararlı maddelerin kullanımını azaltmayı hedefliyor. Ayrıca, ürünlerin dayanıklılığını, onarılabilirliğini ve geri dönüştürülebilirliğini artırarak, ürünlerin çevresel ayak izini azaltmayı amaçlıyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Hangi Ürünleri Kapsayacak?</h4>



<p>Öncelik, yüksek çevresel etkiye sahip ürünlere verilecek. Bu ürünler arasında tekstil ürünleri (giysiler ve ayakkabılar), mobilyalar (yataklar dahil), demir ve çelik, alüminyum, lastikler, boyalar, yağlayıcılar ve kimyasallar gibi ürünler bulunuyor. Ayrıca, enerjiyle ilgili ürünler, bilgi ve iletişim teknolojisi (ICT) ürünleri ve diğer elektronik ürünler de ESPR&#8217;nin kapsamına giriyor. Yönetmelik, bu ürünlerin tasarım süreçlerinde döngüsel ekonomi ilkelerinin uygulanmasını ve ürünlerin tüm yaşam döngüleri boyunca çevresel etkilerinin en aza indirilmesini gerektiriyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Üreticilerin Ne Yapması Gerekiyor?</h4>



<p>ESPR&#8217;nin getirdiği düzenlemeler, üreticiler için yeni uyum gerekliliklerini beraberinde getiriyor. Üreticilerin, ürünlerinin enerji verimliliğini artıran, daha uzun ömürlü, kolayca onarılabilir ve geri dönüştürülebilir olmasını sağlamak için ürün tasarımlarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Ayrıca, zararlı maddelerin kullanımını azaltarak ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını artırarak, ürünlerin çevresel ayak izini en aza indirmeleri gerekecek.</p>



<p>Bir diğer önemli yenilik ise Dijital Ürün Pasaportu (DPP) uygulaması. Bu dijital kimlik kartı, ürünler, bileşenler ve malzemeler hakkında önemli bilgileri depolayacak ve bu bilgilerin elektronik olarak erişilebilir olmasını sağlayacak. Üreticilerin, ürünlerinin tüm yaşam döngüsü boyunca bu bilgileri güncel tutmaları ve ilgili taraflarla paylaşmaları gerekecek.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Gelecekte Ne Gibi Uygulamalar Eklenecek?</h4>



<p>ESPR, sürdürülebilir ürün tasarımı konusunda önemli bir ilk adım olarak görülse de, bu düzenlemenin uygulanması sırasında başka yeni önlemler ve uygulamalar da geliştirilecek. Örneğin, satılmayan ürünlerin bertarafı konusunda getirilen düzenlemeler, üreticilerin atık yönetimi süreçlerini daha şeffaf ve sürdürülebilir hale getirmelerini gerektirecek. Ayrıca, AB yetkilileri için zorunlu Yeşil Kamu Alımı kriterlerinin getirilmesi, sürdürülebilir ürünlere olan talebi artırarak, piyasada bu tür ürünlerin yaygınlaşmasını teşvik edecek.</p>



<p>Sonuç olarak, Sürdürülebilir Ürünler İçin Ekotasarım Yönetmeliği (ESPR), Avrupa’da üreticilerin ürün tasarımı ve üretim süreçlerinde köklü değişiklikler yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Bu yönetmelik, sürdürülebilirlik odaklı bir yaklaşımı benimseyerek, çevresel etkileri en aza indirgenmiş ürünlerin piyasaya sürülmesini teşvik ederken, döngüsel ekonomiye geçişi de hızlandıracaktır. Üreticilerin, ESPR&#8217;nin gerekliliklerine uyum sağlamak için Yaşam Döngüsü Analizi (LCA) gibi bilimsel araçları kullanarak, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir stratejiler geliştirmeleri kritik bir önem taşımaktadır. Bu süreçte aktif rol almak, üreticilere sadece yasal uyum sağlamaları için değil, aynı zamanda rekabet avantajı elde etmeleri için de önemli fırsatlar sunacaktır.</p>



<p>Kaynaklar:</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-8 wp-block-group-is-layout-flex">
<p>European Commission. &#8220;Ecodesign for Sustainable Products Regulation (ESPR) (EU) 2024/1781.&#8221; Official Journal of the European Union, 18 July 2024.</p>



<p>Ellen MacArthur Foundation. &#8220;Circular Economy and Ecodesign: Principles and Implementation.&#8221; 2023.</p>



<p>United Nations Environment Programme (UNEP). &#8220;Life Cycle Analysis (LCA) as a Tool for Sustainable Product Design.&#8221; UNEP Report, 2022.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirketlerin Yeni Finansal Görev Alanı ESG Raporlaması</title>
		<link>https://atlas-scc.com/tr/sirketlerin-yeni-finansal-gorev-alani-esg-raporlamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nilgün Aytekin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2024 06:54:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://atlas-scc.com/?p=1896</guid>

					<description><![CDATA[Şirketlerin Yeni Finansal Görev Alanı ESG Raporlaması Elif Öztürk // 04.09.2024 ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) raporlaması, günümüzde şirketlerin sadece finansal performanslarını değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik ve toplumsal sorumluluk konusundaki taahhütlerini de açıklamaları gereken bir alan haline geldi. Ancak ESG raporlaması, çoğu kişi tarafından bir PR çalışması olarak algılansa da aslında bundan çok daha fazlasını]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-1897" srcset="https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-1024x683.jpg 1024w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-300x200.jpg 300w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-768x513.jpg 768w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-1536x1025.jpg 1536w, https://atlas-scc.com/wp-content/uploads/Image-1-2048x1367.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Şirketlerin Yeni Finansal Görev Alanı ESG Raporlaması</h2>



<p>Elif Öztürk // 04.09.2024</p>



<p>ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) raporlaması, günümüzde şirketlerin sadece finansal performanslarını değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik ve toplumsal sorumluluk konusundaki taahhütlerini de açıklamaları gereken bir alan haline geldi. Ancak ESG raporlaması, çoğu kişi tarafından bir PR çalışması olarak algılansa da aslında bundan çok daha fazlasını ifade ediyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading">ESG Raporlamasının Temel Amacı</h4>



<p>ESG raporlaması, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim risklerini nasıl yönettiklerini, hangi politikaları benimsediklerini ve bu alanlardaki ilerlemelerini şeffaf bir şekilde paylaşmalarını sağlar. Bu, geleneksel finansal raporlamanın ötesine geçerek yatırımcıların ve diğer paydaşların kararlarını daha bilinçli bir şekilde vermelerine yardımcı olur. Örneğin, bir şirketin karbon ayak izini azaltmak için ne tür adımlar attığını veya iş gücünün çeşitliliğini nasıl sağladığını bu raporlar üzerinden öğrenmek mümkündür.</p>



<h4 class="wp-block-heading"> ESG Raporlama Çerçeveleri ve Standartları</h4>



<p>Şirketler, ESG raporlamasında kullanacakları çerçeveyi seçerken stratejik davranmalıdır. Neden raporlama yapıyoruz? Hangi paydaşlar hangi bilgileri talep ediyor? Bu soruların yanıtları, hangi çerçeve veya standardın seçileceğini belirler. GRI (Global Reporting Initiative) ve SASB (Sustainability Accounting Standards Board) gibi standartlar, bu konuda şirketlere rehberlik sunar. Ancak, her standart ve çerçevenin kendine has metrikleri ve metodolojileri olduğu için, farklı sektörlerdeki şirketlerin ESG performanslarını karşılaştırmak her zaman kolay olmaz.</p>



<h4 class="wp-block-heading"> ESG Derecelendirmeleri ve Anketler</h4>



<p>ESG derecelendirmeleri, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim performanslarını objektif bir şekilde değerlendiren önemli bir araçtır. MSCI, S&amp;P Global ve Moody’s gibi derecelendirme kuruluşları, şirketlerin ESG risklerini ve fırsatlarını nasıl yönettiklerini değerlendirir ve puanlar. Yatırımcılar, bu derecelendirmeleri kullanarak yatırımlarını şekillendirir ve yüksek ESG puanı olan şirketleri tercih ederler. Bunun yanı sıra, CDP (Carbon Disclosure Project) gibi gönüllü anketler de şirketlerin ESG performanslarını ölçerek kamuya açık skorlar sunar.</p>



<h4 class="wp-block-heading">ESG’nin Karanlık Yüzü: Greenwashing</h4>



<p>ESG raporlamasının ve sürdürülebilirlik iddialarının artmasıyla birlikte, greenwashing (yeşil aklama) endişeleri de gündeme gelmiştir. Greenwashing, bir şirketin çevresel veya sosyal sorumluluklarını olduğundan daha iyi göstermeye çalışmasıdır. Bu tür yanıltıcı iddialar, yalnızca markanın itibarını zedelemekle kalmaz, aynı zamanda tüketicilerin ve yatırımcıların yanlış yönlendirilmesine de neden olur. Bu durum, hem yasal hem de finansal ciddi sonuçlar doğurabilir.</p>



<p>Greenwashing’den kaçınmak için şirketlerin raporlama süreçlerinde şeffaf, veri odaklı ve doğrulanabilir bilgilere yer vermesi gerekir. Ayrıca, tüm departmanların ESG stratejisi etrafında koordineli bir şekilde çalışması, yanlış bilgilerin yayılmasını önlemede kritik öneme sahiptir.</p>



<p>ESG raporlaması, günümüz iş dünyasında sadece bir trend değil, aynı zamanda zorunlu bir sorumluluk haline gelmiştir. Şirketler, ESG performanslarını doğru bir şekilde ölçüp raporlayarak yatırımcılar ve paydaşlar nezdinde güven inşa edebilir. Ancak bu süreçte şeffaflık ve dürüstlük temel ilkeler olmalıdır. Aksi takdirde, greenwashing gibi tuzaklar, şirketlerin itibarını zedeleyebilir ve sürdürülebilirlik çabalarını gölgeleyebilir. ESG raporlaması, stratejik olarak ele alındığında şirketlere rekabet avantajı sağlayabilir ve daha sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
